Son zamanlarda alkali su tarifi yapmak oldukça moda oldu. Ancak alkali su konusunun çok iyi anlaşıldığını zannetmiyorum. Biryerlerden birkaç bilgi okumakla ve kulaktan dolma bilgilerle bir yere varmak oldukça zor. Alkali su kelime anlamıyla birlikte PH seviyesinin 7'den yukarıda olduğu bir su çeşididir. Ülkemiz kaynak suları ve musluklarımızdan akan şebeke suları PH seviyesi 7 civarındadır, ya zayıf asidik ya da zayıf alkali sulardır. Bölgelere göre bu suların kendilerine has karakteristik özellikleri vardır ve mineral kompozisyonları da farklıdır. Şifalı sular diye tabir ettiğimiz çeşitli yörelerdeki kaynak sularının farklı rahatsızlıkların tedavisinde etkili olduğu yöresel halk ve işletme sahipleri tarafından bilinmekte ve çeşitli kür tedavileri uygulanarak rahatsızlıkların doğal yöntemle giderilmesine çalışılmaktadır. Bu suların çoğunluğu PH seviyesi yüksek alkali iyonize sulardır. Yeraltında yüzlerce yıllık serüvenle çeşitli yerleri dolaşarak ve dolaştığı bölgelerdeki zengin mineralleri çözüp bünyesine katarak oluşan bu sular özel sulardır ve son zamanlarda oldukça popüler olan "canlı su" tabiri ile adlandırılmaktadır. Ancak bu sular şifa verici özelliklerini uzun müddet koruyamamaktadır, bu yüzdendir ki bu suların nimetlerinden faydalanabilmek için kaynağına gidilmesi gerekir. Tesislerin de illa ki kaynağında kurulması gerekmektedir. Bu suların faydasını ancak yeryüzüne çıktığı zaman görebilmektesiniz. Ancak alkali özelliği hiçbir zaman kaybolmaz. Örneğin bir suyun PH değeri 8 ise uzun yıllar mikrobiyolojik faaliyetlerden korunduğu vakit PH değerinin yine 8 olup değişmediğini pekala gözlemleyebilirsiniz. Son zamanlarda ph yükseltici damlalar bazı ünlülerin haberli habersiz katkıları ile oldukça yoğun miktarda satılmaktadır. Özellikle alkali suyun diyet için faydalı olup zayıflattığı vurgulanmaktadır. Her konuda fikir sahibi olan muhterem ünlü hocalarımız, doktorlarımız da çeşitli alkali su yapımı hakkında tarifler vermekteler. Şu kadar suyun içerisine şu kadar karbonat atarsanız, limon sirke gibi malzemeleri suya karıştırırsanız şöyle olur böyle olur şeklinde bir sürü magazinsel yaklaşımlar mevcut. Bunları karıştırıp da ne olacak, alkali suyun ne faydası var, normal su içsek ne olur asidik su içsek ne olur. Alkali su konusuna eğilen ilk uzmanlardan biri olarak yurt dışında oldukça popüler olan bu konunun ülkemizde de popüler hale gelmesi sevindirici olmakla beraber ülkemizde bilinçsizlikle tanınması da şahsım adına üzücü olmuştur. Alkali suyun zayıflatıcı etkisi göz önüne alınarak çeşitli ürünlerin pazarlanmaya çalışılması alkali su adına talihsiz bir durumdur. Kilolu olup da zayıflamak isteyen insanlar nedense diyetine dikkat etmek yerine hep mucizevi bir ilaç, nesne, sihirli değnek gibi bir maddenin dokunarak hiçbir efor harcamadan çaba göstermeden zayıflamanın peşine düşmekteler. Bu yalnızca bizim ülkemizde değil dünya üzerinde insanlığın çözmesi gereken büyük bir sorun. Kimimiz genetik yapımızdan dolayı şanlı kimimiz şansısız. Önemli olan insanın kendini iyi tanıyabilmesidir. Ancak vücudumuzun işleyiş şekli de bellidir ve tıp ilerledikçe sır olan şeyler teker teker açığa çıkmaktadır. Yaşayabilmemiz için su, hava ve besinlere ihtiyacımız vardır, bunları vücudumuzun kullanış şekli de bellidir. Besinler içerisindeki karbonhidratlar, proteinler, yağlar, mineraller parçalanıp açığa çıkarılarak hücrelere taşınır. Bu maddeleri hücrelere taşıma görevi ve hücrelerdeki birikmiş atıkları uzaklaştırma görevi kanındır. Kanın PH seviyesi nötre oldukça yakın olup hafif alkali 7,35- 7,45 civarında değişmektedir. Bu değer yediklerimizle alakalı olarak asla değişmemektedir. Siz ne yerseniz yeyin nasıl bir diyet uygularsanız uygulayın vücudumuzdaki sistem kanın PH'ını bu civarda ayarlayacaktır. Ancak bu demek değildir ki istediğimiz herşeyi yiyelim zevkimize göre yaşayalım. Dengeli beslenmeden kasıt yediklerimizin içtiklerimiz bu PH seviyesine yakın sistemimizi yormayacak şekilde olmasıdır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu besinleri yemeli, içmeli ihtiyaç duymadığı ve hatta zararlı olan besinlerden uzak durmamız gereklidir. Bazı besinler ve içecekler PH 2-3 gibi kuvvetli asidik olabilmekte iken bazı besinler ve içecekler de PH 9-10 gibi kuvvetli bazik olabilmektedir. Bunlar arasında beslenmemiz için oldukça gerekli olan protein açısından zengin olan kırmızı et kuvvetli asidik tarafta bulunmaktadır. Yapılacak olan şey kırmızı et tüketirken yanında kuvvetli bazik olan besinler tüketmektir. http://www.antioksidan.info sitesinde bazı besinlerin ph seviyelerini ve antioksidan ölçütü olan ORAC değerlerini inceleyebilirsiniz. Kebabı ile ünlü olan güzide kentlerimizden biri Adana'da lokantaya gittiğiniz vakit kebab gelmeden önce masanıza yeşillik ve sumak, kırmızı biber gibi çeşitli baharatlarla süslenmiş soğan çeşitlerini hemen hemen her restoranda önünüze sunarlar. Soğan, yeşillik ve baharatlar kuvvetli bazik olup kırmızı etin düşük ph seviyesini oldukça iyi dengeleyebilmektedir. Bu bakımdan alkali suyun da bilinçli olarak tüketilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Hazır gıdalar, fast food tarzı yiyecekler, un, şeker, tuzlu yiyeceklerin fazlaca tüketilmesi beslenme diyetimizin PH seviyesini oldukça düşürmüştür. Vücudumuz bunu düzenlemeye çalışmakta ancak aşırı ve sürekli yüklemelerde çaresiz kalarak genetik yapının hassasiyetine göre zayıf olduğu noktalarda çeşitli rahatsızlıklara neden olmaktadır. Kanseri de bu rahatsızlıkların arasında rahatlıkla sayabiliriz. Sürekli sebze meyve gibi alkali seviyesi yüksek olan besinlerle beslenen bir kişinin de alkali su tüketmesi ne kadar doğrudur? Buradaki alkali sudan kasıt yüksek ph seviyesi 10-11 gibi değerlerdir. Piyasada bu PH seviyelerinde su üretbilen çeşitli alkali iyonizer cihazlar satılmaktadır. Bu cihazlar yurt dışında bir çok ülkede medikal cihaz statüsünde olup doktor kontrolü ile uygulanması gerekmektedir. Yüksek PH seviyelerindeki sular çeşitli hastalıkların tedavisinde kür olarak belirli süreler için uygulanmaktadır. Uzun müddet bu suların tüketilmesi ile aynı asidik beslenmede olduğu gibi çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkabilme ihtimali vardır. Günümüz şartlarında genel beslenme alışkanlıklarına bakarak beslenme PH seviyemizin asidik tarafta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunlara şehir yaşamının getirdiği stres, hava kirliliği, zararlı alışkanlıklar, televizyon, radyo, cep telefonu, kablosuz iletişim gibi teknolojik aletlerin yaymış olduğu da dalgaları da eklersek (bunların hepsi hücrelerimizde asidik etki yaratmaktadır) alkali suyun hayatımız için vazgeçilmezleri arasında yer alması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Sanırım alkali su ile günlük su ihtiyacımızı karşılamamız gerektiği anlaşılabilmiştir. Peki nasıl yapacağız bu alkali suyu. Eğer hazır şişe suyu satın alıyorsak birçok su firması su içerisindeki bazı değerleri etiketlerinde belirtmektedir, bunlardan biri de PH seviyesidir. Bu PH seviyesine bakarak 7'den yüksek PH seviyesindeki suları tercih edebiliriz. Sağlıklı yaşamak istiyorsak beslenme tarzımıza ve en başta su olmak üzere tükettiğimiz içeceklere özen göstermeliyiz. Bilindiği üzere reverse osmosis (ters osmoz) cihazları suyun içerisindeki maddeleri çok küçük gözenekli membranlar vasıtası ile ayırarak suyu saflaştırmakta bu da üretilen suyun PH değerinin asidik olmasına neden olmaktadır. Evlerinde bu tip cihaz kullananlar için kesinlikle alkali filtre kullanmalarını öneriyorum. Alkali filtreler kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum gibi mineralleri suya takviye ederek suyun PH değerini yükseltirler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus piyasadaki birçok alkali filtrenin taklit ürünü olması ve hiçbir fayda sağlamadığı gibi zararları da olabilmesidir. PH test kağıdı, ph solüsyonları, cep tipi phmetreler gibi ölçüm aletlerinden istifade edilerek suyun ph değeri ölçülebilir ve filtrelerin işe yarayıp yaramadığı ortaya çıkarılabilir. Öyle ya da böyle suyunuza limon damlatarak, karbonat ilave ederek, ph yükseltici damlalar kullanarak, ph seviyesi yüksek su satın alarak, alkali filtre kullanarak alkali su elde edebilirsiniz ancak gerçek manada alkali suyun faydalarından yararlanamazsınız. Alkali su diye tabir ettiğimiz sular aslında 1960'lı yıllarda Japon bilim adamlarının suyu elektroliz yöntemi ile ikiye ayırıp asidik ve alkali su elde etmesiyle ortaya çıkmıştır. Anot ve katot elektrot çubukları su içerisindeki negatif yüklü iyonları bir diyafram vasıtası ile bir tarafta pozitif yüklü iyonları da diğer bölgede toplayarak pozitif yüklü iyonların yoğun olduğu böledeki suyun alkali negatif yüklü iyonların yoğun olduğu bölgedeki suların da asidik olmasını sağlamıştır. Elektroliz işleminin şiddeti ayarlanarak da istenilen PH seviyesindeki suyun elde edilmesi mümkün olmuştur. Yalnız bu suların bizim normal olarak içtiğimiz sulardan çok farklı yönleri de keşfedilmiştir. Su moleküllerinin yapısı elektron mikroskobu ile ölçüldüğü vakit altıgen haldedir. Normal sulara kıyasla 3 kat daha küçük bir haldedir, bu şekilde hücrelere giriş çıkış işlemleri kolaylaşmakta besin taşıma ve toksinleri uzaklaştırma işlemleri kolaylaşmaktadır. Ayrıca bu sularda serbes radikalleri ve toksinleri nötralize edecek bol miktarda negatif elektron mevcuttur. Bazı bilim adamları elektroliz işleminin bir aktivasyon süreci olduğunu suyun ta kendisinin yaşayan bir varlık olduğunu ve suyun iyileştirici bir gücü olduğunu savunmaktadır. Aktivasyon süreci bir nevi suyu ölü halinden uyandırıp canlandırma işlemi olarak tarif edilmektedir. Yeryüzüne çıkan sular da yeraltında çeşitli kayaçlarla temas ederek canlanmakta ve bir müddet bu özelliğini korumaktadır. Ancak bu suları kaynağından şişelere, bidonlara doldurduğumuz vakit sular canlılığını yitirmekte bir nevi uyku moduna geçmektedir, bu esnada alkali özelliği ise kaybolmamaktadır. İşte bu noktada bilimadamları asıl faydalı olan suyun alkali özelliğinden çok iyonize olması, aktive edilmiş su olması, canlı su olması, yaşayan su olması hususunda birleşmiştir. Bu bakımdan bizde ürünlerimizde alkali sudan ziyade alkali iyonize su, antioksidan su tabirlerini kullanmaktayız. Normal alkali sular elbetteki faydalıdır, içmemiz de gerekir, zaten içmeden yaşayamayacak olmamız da bir gerçektir ancak alkali iyonize su bu sulardan çok farklıdır. Yeryüzüne çıkan doğal şifa verici su özelliklerine benzemektedir. Alkali iyonize su içerisinde yer alan mineraller de iyonik formdadır. İyonik formdaki kalsiyum, magnezyum gibi minerallerin toksinlerin uzaklaştırılmasında çok büyük önemi vardır. Alkali iyonize su içerek zayıflayan birçok insan vardır bunun en önemli nedenlerinden biri de alkali iyonize suyun muhteva etmiş olduğu iyonik minerallerdir. Alkali iyonize su hücrelere çok hızlı nüfuz eder. Popüler ve ticari olduğu için hep zayıflama konusundan bahsedilmektedir, oysa kilo alamayan insanlar da mevcuttur. Alkali iyonize su aynı zamanda kilo alamayan insanların da kilo almalarına yardımcı olmaktadır. Önemli olan kendimizi tanımak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu şeyleri keşfetmek ve ona göre haraket etmektir. Alkali iyonize su zayıflatır diye pervasızca yer içerseniz ne zayıflayabilirsiniz ne de sağlıklı kalabilirsiniz. On milyarlarca hücremiz görevini icra etmek için beklemektedir, eğer biz gerekli olan meteryalleri hücrelerimize sağlayabilirsek onlar da görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmekte şikayetçi olmayacaklardır. 

Alkali Filtre

Alkali filtre denilince akla ilk gelen suyun PH seviyesinin 7'den yukarıda olmasını sağlayan filtredir. Alkali filtreler nasıl olup da PH seviyesinin 7'nin yukarıda olmasını sağlıyor? Reverse osmosis (ters osmoz) sistemler genel olarak asidik karakterli su üretmektedir.Burada giriş suyunun PH seviyesi ve mineral kompoziyonu önemlidir. Şehir şebeke suları ortalama 7 civarında PH değeri vermektedir. Buna bağlı olarak da reverse osmosis cihazları 5,5~6,5 PH seviyesinde su üretmektedir. Bu asidik sular vücudumuz için çok faydalı olan sular değildir. Kanımızın PH seviyyesi 7,34'dür ve vücudumuz bu PH seviyesini korumak için sürekli bir çaba içerisindedir. Son zamanlarda edinilen beslenme alışkanlıkları oldukça asidik karakterdedir. Etçil beslenme, fast food tarzı yiyecekler, gazlı içecekler, bir çok hazır gıda inanılmaz ölçüde asidik karakterdedir. Bu yüzden uzmanların çoğunluğu alkalinitesi yüksek suları tüketmenin sağlık açısından son derece faydaları olacağı görüşündedir. PH seviyesi yüksek bir su diyetimiz için oldukça faydalı olacaktır. Vücudumuz PH seviyesini korumak için dışarıdan aldığımız besinlerden ve suda bulunan minerallerden faydalanmaktadır. Bu mineraller yeteri kadar bulunmuyorsa vüdumuzun PH seviyesini dengelemek için kemiklerimizdeki kalsiyum mineralinden faydalanma yoluna gitmektedir. Bu da kemik erimesi hastalığının başlamasına yol açmaktadır. Kemik oluşumu tamamlandıktan sonra kemik hücreleri kendilerini yenileyemez ve bu hastlaık geri dönülemez sonuçlara yol açmaktadır. Bu tür rahatsızlıklardan korunmak için muhakkak diyetimize önem göstermeliyiz.Bunlardan en önemlisi belki de PH seviyesi yüksek alkali su tüketmektir.

Uluslarası içme suyu standartları ve ülkemizdeki içme suyu satndartlarına göre suyun kabul edilebilir ideal PH seviyesi 6,5~9 aralığında olması gerekir. Bazı alkali su üreten cihazlar PH 9, 10, 11 gibi yüksek seviyede alkali su üretebilmektedir. Yapılan çeşitli araştırmalar PH seviyesi çok yüksek olan bu suları tüketmenin çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Japonya, Güney Kore, Taiwan, Çin, Amerika, Kanada, İngiltere gibi ülkelerde bu tip cihazlar medikal cihaz sınıfına sokulmuş ve kullanımları doktor kontrolüne bağlanmıştır. Gerçekten de hastalıkları tedavi aşamasında ne kadar süreyle ne miktarlarda yüksek PH'lı su tüketileceği önemli bir konudur ve doktor kontrolünde olması önemlidir. Bu tip cihazlar ülkemizde ne yazıkki bilinçsiz kullanılmaktadır. Nasıl ki Ph seviyesi asidik olan bir su tüketmek zararlı ise PH seviyesi 11 olan bir suyu uzun bir süre boyunca tüketmek de uzun vadede zarar getirecektir. Vücudumuzun dengesini bilmeli, anlamalı ve ona göre hareket etmeliyiz

Uzmanlar PH derecesi yüksek alkali suların tüketilmesinin yanında asıl önemli olan konunun suyun ORP değerleri olduğu konusunda birleşmektedir. Negatif ORP değerleri yüksek olan sular antioksidan özellik gösterir. Antioksidan maddeler bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıklara karşı direnç kazanmamızı sağlarlar. Yaşadığımız ortam şehir hayatı, stres, sigara, alkol gibi kötü alışkanlıklar, yediğimiz yiyecekler ve içecekler, soluduğumuz hava bol miktarda serbest radikal içermekte ve bunlar bağışıklık sistemimizi çökerterek çeşitli organlarda tahribatlara ve astım, alerji, hipertansiyon, diyabe, kanser gibi tedavisi olmayan kalıcı hastalıklara neden olmaktadır. Bunları engelleyebilmek için sürekli olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Hergün tüketmek zorunda olduğumuz suyun antioksidan özellikli olması çok akıllıca bir hareket olacaktır. Antioksidan sular görünüş ve tat itibariyle diğer sulara benzesede yapı şekliyle diğer sulardan oldukça farklıdır. Molekül yapısı oldukça küçük olan antioksidan sular normal sulara göre hücrelere 3kat daha hızlı bir şekilde nüfuz ederler. Bünyesinde serbest radikallerle savaşacak yoğun miktarda negati elektron barındırırlar. Negatif elektronlar serbest radikallerin üzerine giderek imha ederler, böylece organlarımıza zarar veremeden imha edilmiş olurlar. 

Her alkali filtre antioksidan özellik göstermez. Alkali filtre özellikle reverse osmosis sistemleri ile birlikte kullanılan bir filtre çeşididir. Kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum gibi alkali minerallerin suda çözünmesi suretiyle PH seviyesi artar. PH seviyesinin istenilen miktarlarda artabilmesi kullanılan filtrenin kalitesine bağlıdır. Her alkali filtre suyun PH seivyesini ne yazıkki artırmıyor. Piyasadaki bir çok filtre üzerinde alkali yazmaktan başka ne yazıkki başka bir işlev göstermemektedir. PH ölçümlerinde çoğu filtrenin ancak 0,1 oranda bir değişim gösterdiğini, reverse osmosis sistemlerinde kullanıldığında suyun yine asidik tarafta kaldığını maalesef üzülerek gördük. Bu hususta alkali filtrenin kalitesi çok önemlidir. Bazı filtreler alkali olmasının yanında suyu aktive ederek suya antioksidan özellik de kazandırabilmektedir.Aktive edilmiş suya uzmanlar "canlı su", "yaşayan su" gibi isimlerle hitap etmektedir. Aktive edilmiş suyun molekül yapısı karmaşık halden düzgün altıgen molekül demetlerine dönüşmektedir. Bol miktarda negatif elektron sağlayan bu alkali filtreler aynı zamanda antioksidan özellik göstermektedir. Gümüş iyonlarının nano partiküller halinde suyla temas etmesi suda bulunabilecek herhangibir bakteri varlığına karşı antibakteriyel özellik göstermektedir. Ters osmoz membranlarının gözenekleri çok küçük olduğu için bakteri ve virüs gibi mikoorganizmaların geçişine izin vermez. Ancak depolu sistemlerde depoda bekleyen su kalitesi zamanla bozulabilir havayla temas halinde mikroorganizmalar üreyebilir. Bu durum sağlığımız açısından risk oluşturabilir. Suyun tam korunması açısından depolu sistemlerde depodan geçtikten sonra bu tarz bir antibakteriyel filtrenin kullanılması bir gereklilikdir. 

Sitemizde satışını yapmış olduğumuz Biocera alkali filtre piyasada detox, infrared, alkali, antibakteriyel, ultraviyole gibi isimlerle satılan filtrelerin yapmış olduğu işlevin çok daha kalitelisini tek başına yapmaktadır. Suyun PH seviyesi 8-10 aralığında, negatif ORP değeri -50~-450 aralığında değişkenlik göstermektedir. 4A etkisi dediğimiz AlkaliAntioksidanAntibakteriyelAltıgen özellik bu alkali filtremiz içerisinde mevcuttur. A sınıfı kalitede bir filtre olup NSF, FDA gibi uluslarası kuruluşlardan sertifika belgelerine sahiptir. Son aşamada bu filtreyi gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.Alkali seviyesini PH test kağıtları, cep tipi PH metreler, alkalinite tayini yapan solüsyonlardan öğrenebileceğiniz gibi antioksidan özelliğini de ORP ölçen cihazlar ya da evinizde uygulayabileceğiniz basit testlerle öğrenebilirsiniz.Örneğin piyasadan elde edebileceğiniz yaprak yeşil çay taneciklerini iki bardak alarak normal suya ve Biocera alkali filtreden geçmiş suya attığınız vakit Biocera Alkali Filtreden geçmiş olan suyun yeşil çayı çok daha hızlı bir şekilde çözdüğünü gözlemleyebilirsiniz. Bu Biocera alkali suyun molekül yapısının çok küçük olduğu ve antioksidan özellik gösterdiğinin bir işaretidir.

 

Su arıtma cihazı tavsiye

Piyasada okadar çok çeşitli cihaz var ki hangi su arıtma cihazı tavsiye edilmeli başlı başlına profesyonellik gerektiren bir konu oldu. Biz zaten satışa sunduğumuz ürünlerde müşterilerimizin minimum maliyetle maksimum faydalanabileceği ürünleri tercih ediyoruz. Dünya pazarını ve Türkiye pazarını tahlil ederek o an için en uygun ürünleri tüketicinin beğenisine sunmaya gayret ediyoruz. Ortalama Türkiye'deki her çeşit su kalitesine hitap eden ürünler getiriyoruz. Buna göre bizim su arıtma cihazı için tavsiyelerimizde genelleme yapmak pek mümkün değil.

Öncelikle müşterimizin musluğundan akan suyu tanıması gerekiyor. Suyun özelliklerine göre cihaz seçimi doğru bir karar olacaktır. Su kalitesi yüksek olan bölgelerde üçlü tip (sediment tutucu, granül aktif karbon, blok aktif karbon) basit filtrasyon cihazı yeterli olacaktır. Bu bölge için en iyi su arıtma cihazı budur, antioksidan filtre kullanılarak su kalitesi daha da yükseltilebilir. Burada reverse osmosis sistemi kullanmak oldukça gereksiz olacağı gibi ekstra maliyet de getirecektir. Şebekede yoğun kirliliklerin mevcut olduğu bölgelerde ise reverse osmosis sistemlerinin tercih edilmesi gereklidir. Reverse osmosis sistemlerinden sonra ise suya mineral kazandırıcı tatlandırıcı bir alkali filtre kullanmak lüks değil gereklilikdir. Türkiye'deki ilk alkali filtrelerin satışını gerçekleştiren firmamız sayesinde yavaş yavaş reverse osmosis sitemlerinde alkali filtreler standart haline gelmeye başlamıştır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu mineralleri sudan karşılaması önemli bir konudur.

Su arıtma cihazı tavsiyemiz kişinin ihtiyaçları ile alakalı olduğu gibi biraz da bütçeyle ilişkisi vardır. Mutfağı dar olan kapalı tip kompakt kasalı sistemleri tercih edebilir. Tezgahaltında daha az yer kaplaması ile sevilen cihazlardır. Yer önemli değil, görüntüye de pek önem vermem diyorsanız ve de bütçeniz de kısıtlıysa açık kasalı sistemler sizin için daha uygun olacaktır. Bir diğer husus da cihazların pompalı ya da pompasız oluşudur. Pompalı cihazlar basıncı yetersiz olan suyu basınçlandırarak membran gözeneklerinden rahat geçişini sağlamaktadır. Şebeke basınçları çoğu bölgelerde pompasız cihazların çalışması için yeterlidir. Şebeke sisteminin uç noktalarında ve hidrofor olmayan yüksek katlı binalarda basınç problemi yaşanabilmektedir. Eğer böyle bir bölgede ikamet ediyorsanız pompalı cihaz tercih etmelisiniz. Bunun dışında pompalı cihaz satın almanız ekstra para harcamanızın yanında yüksek basınçlardan kaynaklanabilecek cihaz arızalarına da neden olabilmektedir. Pompalı cihazın su kalitesine bir etkisi yoktur, yeterli basınçta pompasız cihazlar da aynı kalitede suyu üretebilmektedir. Doğru tercihi yapmanız gereksiz elektrik sarfiyatının da önüne geçecektir. 

Arıtılmış su sağlıklı mıdır?

Arıtılmış su denilince insanların aklına belki de yapay bir proses olduğundan dolayı antipatik olumsuz bir durum geliyor. Halbuki doğadan elde ettiğimiz doğal kaynak suları da birer mükemmel arıtılmış ve mineralce zenginleştirilmiş sulardır. Yüzeysel olarak kirlenen sular toprak katmanları arasında uzun yıllar boyunca süzülerek haraket eder ve kirliliklerinden arınır. Bu esneda yolunda rastladığı çeşitli mineralleri de çözerek bünyesine katar ve nihayetinde tekrar yeryüzüne çıkar. Yüzeysel suların buharlaşması sonucunda oluşan yağmur suları da bir nevi arıtılmış sulardır. Ancak son zamanlarda sanayinin oldukça gelişmesi doğanın arıtma kapasitesi boyutunu aşmakta ve yeraltısuları ve yağmur suları dahil doğal kaynak sularında bir takım kirlilikler görebilmekteyiz. Bu suları tüketmek sağlığımız açısından elbetteki olumsuz bir durum ortaya çıkarabilmektedir. Arıtılmış su sağlıklı mıdır konusunda ise öncelikle elde ettiğimiz suya bakmak gerekir. Bize en yakın ulaşabildiğimiz su herhangibir kirlilik içermiyorsa uluslarası içme suyu standartları dahili içerisindeyse bu suyu arıtmanın bir mantığı yoktur. Bu su bizim için en değerli en güzel sudur. Ancak bu su bir kirlilik içeriyorsa bu kirliliğe uygun arıtma tekniği ile suyu yabancı maddelerden arındırmak gerekir. İçme suyu elde edeceğim diye ileri arıtma tekniği kullanıp ultra saf su elde etmenin de bir manası olmadığ gibi sağlığımız açısından sakıncalıdır. Vücudumuz su içerisinde iyonik formda bulunan mineralleri direk hücrelerine alabilmektedir. Suyun ihtiyaç duyduğumuz mineralleri barındırması önemlidir ve buna dikkat etmek gerekir. Son zamanlarda oldukça popüler olan reverse osmosis cihazları da suyu saflaştırıcı özelliğe sahiptir. Bu bakımdan bu tip cihazlar kullanılıyorsa muhakkak suyu mineral bakımından zenginleştirici alkali filtrelerin kullanılması gerekir.Alkali filtreler vücudumuzun en çok ihtiyaç duyduğu mineralleri suya takviye ederek doğal kaynak sularına benzer özelliklerde su elde edilmesini sağlar. Bunların yanında kullanılan arıtma cihazının kaliitesi de önemli bir kriterdir. Arıtma cihazı sertifikalı olmalı insan sağlığına zarar verecek herhangibir madde içermemelidir. Kullanılan filtrelerin de kaliteli olması önemlidir, aynı isimle satılan bir çok filtre ne yazıkki işlevini yerine getirememektedir. Çoğunlukla tüketici bu durumun farkına dahi varamamaktadır. Burada önemli olan ucuza mal etmek değil istenilen kalitedeki suyu uygun fiyata mal edebilmektir.Tüketiciler çoğunlukla cihazların ve filtrelerin benzerliğinden aldanarak ucuza mal ettikleri yanılgısına kapılmaktadır. Su hayatımızı devam ettirebilmemiz için her gün tüketmek zorunda olduğumuz önemli bir yaşamsal kaynaktır. İster arıtılmış su olsun ister doğal kaynak suyu ihtiyaç duyduğumuz kalitedeki suyu uygun fiyata mal edebilmek elbette önemlidir ancak daha da önemlisi tükettiğimiz suyun kalitesidir. Arıtılmış su eğer doğru arıtma cihazı seçildiyse filtre değişim sürelerine dikkat ediliyorsa cihazın bakımı periyodik olarak yapılıyorsa, üretilen suyun kalitesi periyodik olarak ölçülüyorsa ve yakınlarımızda temiz içilebilecek kalitede doğal kaynak suyu bulunmuyorsa elbetteki sağlıklıdır ekonomik bakımdan da tavsiye edilir. Arıtılmış su ile özellikle su aktive edici cihazlarla musluğunuzu açtığınız anda taze, canlı hayat dolu bi su elde edebilmeniz mümkündür. 

Su Arıtma Aşamaları

Klasik reverse osmosis sistemleri 5 aşamadan oluşmaktadır. RO sistemler herkesçe bilindiği gibi suyu saflaştıran sistemlerdir, ancak suya mineral takviye eden filtrelerin kullanımı son yıllarda oldukça artmıştır. Bu bakımdan piaysada 6,7,8 aşamalı cihazlarla da karşılaşılabilmektedir. Opsiyonel olarak karşılaşılan bu seçeneklerin de açıklaması aşağıda mevcuttur.

Kartuş tipindeki su filtreleri

Ön Arıtım: Genel olarak 3 filtreden oluşmaktadır. Bu 3 filtrenin görevi asıl arıtma işlemini yapan membran filtreyi korumaktır. Bu filtreler kullanılmadığı vakit membran filtrenin yapısı bozulmakta ve verim kaybına yol açarak arıtma işlemini gerçekleştirememektedir. Bu 3 filtrenin değişimi membran filtrenin verimini oldukça etkilemektedir. Zamanında değişmeyen filtreler membrana zarar vermekte, kirleticiler membran filtreye kadar ulaşarak gözenekleri tıkayabilmektedir. Bu filtreler genellikle sediment tutucu ve aktif karbon filtreler olarak kullanılmaktadır. Sudaki kirleticilerin yoğunluğuna bağlı olarak reçine, demir-mangan gideren kartuş filtreler gibi spesifik amaçlı filtreler membranın hasar görmemesi için kullanılabilmektedir. Genel olarak;

5 micron sediment filtre1.Aşama: 5 Mikron sediment filtre. Elyaf (spun) ya da ip sargılı kartuş filtre olarak karşımıza çıkmaktadır. Filtre uçlarında filtre kabına düzgün yerleşen oring halkalı filtreler olduğu gibi genellikle ucuz olan düz filtreler tercih edilmektedir. Kullanım ömürleri giriş suyunun kalitesine ve kulanım miktarına bağlı olarak değişir, ortalama 3000 litre su olarak bahsedilebilir.  Suda bulunan iri partikülleri tutmak için kullanılır. Gözenekler doygunluğa erişince su basıncı azalmaya başlar ve partiküller diğer filtre kaplarına geçebilir. Takip edilerek kirlilikler filtrenin iç kısmına ulaşmadan değiştirilmelidir. Beyaz olan bu spun filtre uzun zaman değiştirilmediği vakit ve ya çok kirli sularda tamamen kahverengi renge dönüşerek hayret verici bir görüntü oluşturur. Çeşme altında yıkandığı vakit kirlilikler gitmiş gibi görünsede doğru bir davranış değildir. bu tip filtreler yıkanabilir değildir, 5 mikron büyüklüğüne kadar partikülleri boşluklarında tutarlar ve bunların yıkanması mümkün değildir. Çeşme altında ancak yüzeysel kirlilikler giderilebilir. Eğer kuyu suyu kullanılıyorsa ve yoğun miktarda kum, taş, çakıl gibi iri partiküller geliyorsa sistemin önüne 80-100 mikron yıkanabilir çelik ya da plastik filtre kaplarından yerleştirilebilir. Bu durumda ilk filtrenin temizleme hassasiyeti artacak olup cihaz çok daha verimli çalışacaktır. İster şebeke suyu olsun ister yeraltı suyu büyük sediment filtreleri evlerinizde tesisata girişde kullanmanız çok faydalı olacaktır. Cihazlarınızın ömrü uzayacağı gibi musluklarınızın arıza yapma olasılığı da düşecek en önemlisi temiz bir suyla banyo almanın rahatlığına kavuşmuş olacaksınız.

 

granül aktif karbon filtre2.Aşama: Granül Aktif Karbon: İri boyutlu aktif karbon taneciklerinden oluşup sudaki klor, organik bileşikler ve bazı ağır metalleri tutabilme yeteneğine sahiptir. Aktif karbon yüzeysel alanı çok büyük bir madde olup bünyesinde çok miktarda kirliliği barındırabilmektedir. Ortalama kapasitesi 5000 litre olup suyun kirlilik durumuna göre muhakkak değişim takibi yapılmalıdr. Bakterilerin üremesini engelleyen kloru tutan aktif karbon doygunluğa ulaştıktan sonra bakteriler için mükemmel bir üreme ortamı oluşturma riski barındırmaktadır. Aktif karbon aynı zamanda sudaki tat ve kokuyu da iyileştirici özelliklere sahiptir. 

 

 

 

 

 

 

Blok aktif karbon filtre3.Aşama: Blok Karbon Filtre: Bu filtre sediment ve toz karbonun kombinasyonundan oluşmuştur. 5 mikron hassasiyetinde süzme sağladığı gibi aynı zmanda klor, organik bileşikler ağır metaller gibi aktif karbon arıtıcı özelliği gösterir. Bu filtrenin de ortalama 5000 litre kapasitesi vardır. 3. aşamada olduğu için 1. ve 2. aşamada kaçabilen partikülleri tutar, bundan dolayı yükü biraz daha hafiftir. 3.aşama olarak piyasadaki ucuz cihazlarda genellikle 1 mikron sediment filtre kullanılır. Eğer sistemde yeraltısuyu kullanılıyorsa 1 mikron filtrenin kullanılması yerinde olacaktır, ancak şebeke suyu kullanılan yerlerde kesinlikle blok karbon filtrenin tercih edilmesi gerekir. 

 

 

 

 

 

Filmtec made in USA membran filtre4.Aşama: Membran filtreReverse osmosis mebran filtresidir. Membran yapısındaki gözenekler oldukça küçüktür. Gerekli basınç altında bu gözeneklerden yalnızca su molekülleri, gazlar ve molekül yapısı çok küçük olan bazı iyonlar geçebilmektedir. Bunların haricindeki tüm mineral, metal, ametal, toxinler membran gözeneklerinden geçemeyip atıksu ile birlikte sistemden uzaklaştırılmaktadır. Bu bakımdan RO cihazlar temiz su üretirken bir miktar atıksu üretirler. Atıksu oranı evsel tip cihazlarda %60-80 olabilmektedir. Yani cihaz 1 litre su üretmek için 2 litre su harcayabilmektedir. Bu atıksu diye tabir ettiğimiz su aslında ön arıtımdan geçmiş bir sudur, su içerisinde bulunan tüm yabancı maddelerin yoğun bir konsantrasyonda olduğu sudur. Su niteliği içilebilir bir su ise bu suyun bahçede kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur.

Post karbon filtre5.Aşama: Post Karbon Filtre: Bu filtre mineral, alkali, antioksidan, detoks (detox), infrared, ultraviyole gibi filtreler kullanılıyorsa son aşama olarak kullanılmalıdır. Hindistan cevizi kabuğundan üretilmiş olup suyu tatlandırıcı bir görevi vardır. Membrandan geçen su metalimsi tatsız bir sudur, su bu filtreden geçince lezzet kazanır içilebilir hoş bir hale gelir. Karbon taneciklerine gümüş iyonu emdirilmiş filtreler aynı zamanda antibakteriyel görevi de görür. Su RO tankında çok uzun zaman beklediği zaman sistemde hava kaçağı olursa bakteri üremesi problemi yaşanabilir. Önlem açısından bu tip bir antibakteriyel filtrenin kullanımı faydalı olacaktır.